Faydalı Bilgiler

tavsiye-et_03

Telkinin Gücü ile Tedavi: Hipnoterapi

1800 yıllarının sonunda hipnoz keşfedilmiştir ve o dönemde romatizma, cilt ve deri hastalıkları ve astım gibi sorunların azaldığı iddia edilmiştir. Sigmund Freuda kadar hipnozun tedavide yeri olmakla birlikte Freud hipnozu bırakınca, diğer bilim adamları da bırakmış ve hipnoz şarlatanlar tarafından sahnede kullanılmaya başlamış. Ancak son yıllarda psikoterapinin en eski yöntemi ‘hipnoz’ yeniden tedavi amaçlı bedensel ve psikolojik sorunlar için uygulanılıyor.

Günümüzde Türkiye de ve yurtdışında hipnoterapi birçok uzmanlar tarafından yapılıyor, cerrahlar, anestezi doktorları, (diş) hekimleri, psikiyatristler ve psikologlar hipnoz eğitim sonrası yetkili kişilerdir. Tamamen rahatlamış kişiye terapötik telkinler verildiği zaman ağrı, anksiyete, hiperventilasyon ve gerginlik gibi şikayetlerin azaldığı biliniyor. Hatta anestezi için uygun görülmeyen ameliyat hastalarını hipnoz yöntemiyle uyuşturulurken, doğumun sancısız olması da sağlanabiliyor.

Hipnoz, insanların düşündüğü kadar esrarengiz ya da heyecanlandıracak bir yöntem değildir. Meditasyon daki gibi, kişinin derin konsantrasyon ve rahatlama durumudur. Kişi düşüncelerini ve ilgisini bir şeye odaklayarak transa geçer. Birçok insan farkında olmadan mutlaka spontane bir şekilde transa geçmiştir. Örneğin: yolda giderken kişi, yoldaki çizgilerden transa girer ve yoldan başka hiçbir şeyi algılayamaz. Neticede ne vakit eve geldiğini anlamaz. Ya da kişi bir kitap okurken o denli kaptırmıştır ki kendini, odaya giren başka birini fark etmez. Bazen kişinin hayalleri ya da anıları o denli canlı olur ki, sanki bu dünyada değildir. İşte bunlar spontane trans halidir ve hafif hipnoz olmakla kıyaslanılabilir.

Hipnoz esnasında ilginç olan taraf kişinin telkinlere çok açık olmasıdır. İnsandaki bilinç kalkanı yani yargılayan, kontrol eden, mentalize eden taraf ‘gözlemleyen ben’ olarak kalır ve telkinler doğrudan bilinç dışı süreçlere gider. Bilinç dışı süreçler ise çocuk gibidir, her duyduğunu doğru olarak kabul eder. Hipnoterapist gözkapaklarının açamayacak kadar ağırlaştığını söylediği an, gerçekten açmak imkansız olabilir. Örneğin soğuk bir süt içtiğini söyleyince, dilinde süt tadı ve ağızda soğukluk hissedilir. Ya da güzel bir bahçede gezerken çiçeklerin kokusunu alabilir.

Hipnoz esnasında kişinin telkine açık olması onun tedavi edilmesi ya da şikayetlerinin azalmasını gerçekleştirir. Son yıllarda bilim dünyasında hipnoz yöntemiyle hangi rahatsızlıkların tedavi olabileceği ciddi bir şekilde araştırılıyor. Özellikle uyuşturmak ve ağrıyı azaltmakla ilgili şaşırtacak derecede etkili olduğu bilinmektedir. Bu nedenle ameliyat, doğum, baş ağrısı, kansere bağlı ağrı ve karın ağrıları gibi şikayetlerde hipnoz ile tedavi yapılmaktadır. Anksiyete, gerilim, depresyon, cinsel sorunlar ve uyku bozukluğu gibi psikolojik sorunlarda da etkisini göstermiştir. Retrospektif bir çalışma sonucu hipnoterapi ve psikoterapi kombinasyonunu ile daha iyi sonuç alındığı saptanmıştır.

Hipnoterapi nin yetkili kişi tarafından uygulandığı zaman yan etkisi yoktur. Hipnoterapinin, en olumsuz tarafı ise, herkesin eşit derecede hipnoz olmayışı. Biri tamamen transa geçerken, diğeri direnç nedeniyle hipnoz olmaz. 1950 yılların sonunda kişinin ne kadar hipnoza yatkın olduğu nu belirlemek için ilk bilimsel ölçekler belirlenmiştir. En çok kullanılan ise Stanford Hypnotic Susceptibility Scale (SHSS). Bir insanın hipnoza yatkınlığı ise yaşam sürecinde gayet stabil kalmakta ve değişkenlik göstermemektedir. Yani çok denemenin ya da çok istekli olmanın kaide değer etkisi yoktur. Enteresan olan diğer bir durum ise hipnoterapistin özellikleri (cinsiyeti, yaşı vs) hipnoz etmek için çok önemli olmayışı. Burada hipnoterpiste duyulan güven mühimdir. Hipnoza giren insanların ise fantezisi geniş olması, uysal ve çabuk etki altında kalması etken değildir. Gün içerisinde transa geçebilenler ise kolay hipnoz edilebileceği söylenilmektedir. Ancak iletişim güçlüğü yaşayan kişiye ya da psikotik bozukluk olana hipnoterapi yapılmaz.

Hipnoz edilen kişinin çoğu zaman bir noktaya konsantre olması ya da nefes alıp vermesine dikkatini vermesi istenilir. Hipnoterapist kişiye rahatsın, sakinsin, kendini iyi hissediyorsun gibi telkinlerle başlar. Bir kişinin transa geçtiğini ise gözlerin kıpırdaması, yüz kasların gevşemesi ve buna benzer belirtilerden anlaşılır. Kişi transa girdiyse, hipnoterapist kişiyi daha da derinleştirmek için telkinle hayal etmesi gerekeni (imajinasyon) ve her sayıda daha da derinleşeceğini söyler. Sonra terapötik telkinlerle devam eder ve yine sayı ve telkin ile hipnozdan çıkarır.

Çocuklar hipnoza çok yatkınlardır, çünkü telkine açıklardır, dissosiye yani ayrışma kolay olur (örneğin sokakta oynarken aynı zamanda denizde olurlar). Zaman kavramını bilmezler (oyun esnasında 1 dakika, 1 saat gibi olur), ekseriyetle amnezi vardır (çabuk unuturlar), duyusal bozulma (oyun esnasında altını ıslattığı hissetmeyebilir) ve her şeyi ciddiye alırlar. Bunlar hipnotize olmayı belirler. Çocuklarda yapılan hipnoz, çocukların bireyselleşmesini ve özgüvenin artmasını olumlu etkiler. Özellikle karın ağrısı, baş ağrısı, astım, gece işemeleri, egzama, uyku problemleri ve tıbbı müdahaleler ya da kronik rahatsızlıklarda etkilidir.

Çağımızda alternatif tıbbın (hipnozun) tedavideki yerinin ne kadar önemli olduğu gözlenmiştir ve bilimsel platformlarda adından söz edilmektedir.

(Uzman Psikiyatrist Seher SAYAN tarafından kaleme dökülen bu yazı, Female Dergisi Mart 2011 sayısında yayınlanmıştır)